Bediüzzaman Yolumuzun Güneşi Said-i Nursi Hz.leri Hakkındaki Gerçeği Açıklıyorum!..
Yayınlayan: ashabi kehf Yazdır
Selamün Aleyküm Ey Müslümanlar!..
Bediüzzaman Yolumuzun Güneşi Said-i Nursi hzlerinin, İslam alimi olmasının yanısıra Maneviyat Güneşi olarak gönülleri aydınlattığı malumdur..Bu büyük zatın yaşadığı çileler bilinirken öldükten sonra kabrinin muammalı bir şekilde bulunamaması, bilinememesi ve Nur talebelerinin hazretin dirisine değilse bile ölüsüne sahip çıktıklarını gösterme gayreti içerisinde aralarından bazılarının ‘Biz biliyoruz, ama o bilinmesini istemediği için söyleyemeyiz’ şeklindeki açıklamaları, öte yandan Hazretin naaşının Kıbrıs Denizi’ne atıldığına ilişkin söylemler ile bunlara tamamen karşı çıkanlar mevcut.Hele bir de buna karşı çıkanlar da mantıklı çıkarsamalar yapma uğraşında olan hem de kendilerine alim hatta belki de Mehdi süsü vermeye çalışanlardan oluşuyor…
Şimdi biz (bu ifademe alışmanız gerekiyor zira ’ben’ ifadesini pek kullanamıyorum; bu da Allah’ın bir lütfudur, zira ilahi alemle irtibatta olmak ’ben’ olarak değil de ‘biz’ olarak düşünmeyi, öyle davranmayı gerektirir. Dolayısıyla ifadelerimi doğru anlaşılsın diye çokça geri dönüp ‘ben’ diye düzelttiğim olmakla birlikte ‘biz’ dediğim zaman biliniz ki; ben, Allah’ın halifesi Emiriniz Mehdi olarak açıklamada bulunuyorum) Allah’ın izni keremiyle Maneviyat Güneşi gönülleri aydınlatan Saidi-i Nursi Hzlerinin, kabrine ilişkin gerçeği açıklayalım: Öncelikle şunu bilmenizde fayda var; o, hem eserlerinde de çok açık bir dille ifade etmiştir zaten: Onun yaşamındaki manevi sır kadar öldükten sonra da sır kalması gereken bir manevi gerçek vardır-ki, o bazı şeyleri ilahi irade gereği söyleyemediğini belirtmiştir…Biz bunun açıklığa kavuşması için sadece bir vesileyiz…
Bediüzzaman Said-i Nursi hzlerinin, İslam alimi olarak bilgisi o kadar derindi ki; pek çok şeye vakıftı, hatta bizimle ilgili gerçeği de ifade etmiştir. O bizim için, “Mehdi Emin” demiştir ve insanlar o zaman bunu anlamamışlar ve emin olan Mehdi diye yorumlamışlardır. Oysa o bizi çok açık bir şekilde bildirmiştir…Gelelim konumuza: İlmi bu kadar derin olan bir zat, hele de ‘Bediüzzaman’ olarak anılırken onun bir farkı olması gerekirdi; kaldı ki, bu zat maneviyatının büyüklüğü ölçüsünde çile çekmiştir ve tabii ki, İlahi İrade onun Ahiretteki derecesini de o kadar aliy kılmıştır ve insanlara, onun ilminin büyüklüğünün, derinliğinin, enginliğinin gösterilmesi için naaşı gerçekten de engin sulara, Akdeniz’in doğusundan Arap Yarımadası’na doğru uzanan Kıbrıs’ın Denizi’ne bırakılmıştır. Dikkat edin; yer bile özel seçilmiştir. O kadar temizdir ki Said-i Nursi hazretleri, dört mevsim güneş gören Kıbrıs’ın bulunduğu Arap Yarımadası’na doğru uzanan Akdeniz’de sulara bırakılmıştır… Kimin hangi sebeple onu o sulara bıraktığı önemli değildir; çünkü o kişi ya da kişiler sadece İlahi İrade’nin emrinin gerçekleşmesi için vesile olmuşlardır. Bu bize ilahi Rabıtamız sırasında bildirilmiştir ve onun büyüklüğü, derinliği de bu cihetle açıklanmıştır!..
Bediüzzaman Said-i Nursi hazretleri, insanları Arap Yarımadası’na kadar peşinden sürükleyen tertemiz, engin, derin bir ilme sahipti…Allahü Teala, bütün müslümanların onun manevi ilminden feyz almalarını nasip etsin inşaallah!!!Amin…
Emiriniz Mehdi

